Etiler Memorial Polikliniği Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Uz. Dr. Haldun Şan, “Koku bozuklukları“ ile ilgili bilgi verdi.


Koku bozukluğu nedir, ne gibi sorunlara yol açar?
Bazı canlılarda temel bir yaşam fonksiyonu olan koku almanın; insanlarda önemi minimize edilmiş olsa da bozuk yiyecekler ve doğal gazlar gibi bazı tehlikeli durumlardan haberdar olmamızı sağlayan ya da taze bir ekmeğin ve güzel bir parfümün kokusunda bizi hoşnut eden bir fonksiyonu bulunmaktadır. Koku ve tat duyusu, birbirleriyle yakından alâkadardır. Bunların kombinasyonu, aroma duyusunu teşkil eder ve bunlardan birindeki işlev bozukluk, diğerini de etkiler. Koku ve tat bozuklukları sık olarak görülmesine rağmen, hasta tarafından gözardı edilebilir veyâ bu yöndeki testleri sıkıcı ve vakit kaybı olarak gören bir hekim tarafından atlanabilir. Ne var ki, ciddi bir hastalığın habercisi olabilecekleri ve hastanın özel hayatındaki beslenme, tat alma, şahsi temizlik gibi sahaları etkileyebilecekleri için, bu bozuklukların isabetli bir şekilde teşhis edilmesi elzemdir. ABD’de yapılan bir çalışmada 200 binden fazla kişinin her yıl koku ve tat alma bozukluklarıyla doktora başvurduğu tahmin edilmektedir, ancak çok daha fazla vaka bildirilmeden kalmaktadır.

Koku alma, çok ilkel bir duyu olmasına rağmen hala çok az anlaşılmıştır. Sinir hücresi yenilenmesi ve bilgi iletimi ile ilgili yeni araştırmalar koku alma problemleri olan insanların tedavisine yardımcı olacaktır.

Kokular, değişik bileşiklerin kompleks bir karışımıdır. Koku almak için suda ya da yağda eriyebilen bileşiklerin burun mukozası ile teması gerekmektedir. İnsan, çok sayıda değişik kokuyu birbirinden ayırabilmektedir. Burun üst kısmındaki koku mukozası ve iletimi hızla yorulan, fakat hızla yenilenen bir yapıdadır. Köpekler ve tavşanlar, insanlardan daha geniş bir mukozal alana sahiptir. İnsanlardaki koku mukozasının büyüklüğü yaklaşık 2-4 cm2'’lik bir alandır.

Koku duyusunda azalma olan hastaların tedavi edilebilmesi problemin nereden kaynaklandığının belirlenmesine bağlıdır. Koku alma bozukluklarla ilgili 200'den fazla hastalık tanımlanmıştır. Hastalara tanı koymada öykü, fizik muayene, kimyasal uyarı testleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. Koku kaybının en yaygın sebebi burun ve paranazal sinüs hastalıklarıdır (yüzde23). Bunu yüzde 19'luk oranla üst solunum yolu enfeksiyonları ve yüzde 15’le kafa travmaları takip eder.

Nedenleri Nelerdir?
Anatomik ve tıkayıcı nedenler: Burundan yeterli hava akımı olmadığında, koku alma yeteneği büyük ölçüde kaybolur. Ödemli mukoza, polipler, tümörler ya da büyük kemik eğrilikleri koku alma sahasına olan hava akımına engel olurlar. Bu koku epitelyumi fonksiyoneldir. Tıkanıklık ortadan kalktığında koku alma yeteneği yeniden başlar. Klinik olarak koku almada gerekli olan burun açıklığı, nefes almaya göre çok daha az miktarda hava akımını sağlasa da yeterli olmaktadır. Burundaki fizyolojik etlerden ortadaki yani orta konka çevresindeki saha, koku alma yeteneğinin temel alanıdır. Bu nedenle, bu bölgede tıkanıklığa yol açan ödem ya da polip adı verilen iltihabi etsi dokular burnun diğer bölümleri normal olsa bile koku alma yeteneğini azaltırlar. Travma sonrası burun boşluğunun üst bölümüne hava akımını tam olarak engelleyen bir tıkanıklık olması zordur. Travmatik olarak kemik ya da kıkırdak eğriliği sonrası koku almada kayıp nadirdir. Bununla beraber, travma ya da cerrahi sonrası mukozal hasarlanma ve burun orta bölmesi ile orta konka arasındaki sahanın iyileşmesinde kusur ve yapışıklık oluşumu mümkündür. Yapışıklık tam olursa, koku bölgesine olan hava akımını tam olarak blokoja uğratabilir. Burun ve paranazal sinüs hastalıklarına bağlı koku kaybının tanısı, hastanın öyküsü, fizik muayenesi ve tomografiye dayanır. Bu hastalar sıklıkla burun solunumunun tıkalı olması, burun drenajı, hapşırık ve yüzde baskı, dolgunluk hissi gibi burun alerjisi öyküsü verirler. Endoskopik muayenede daha fazla bilgi elde edilebilir.

Enfeksiyon: Üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında birçok insan burun tıkanıklığı ve koku almada azalmadan yakınır. Bunların küçük bir bölümünde burundan havalanma sağlandıktan sonra bile koku alma yeteneği geri dönmez. Bu durumun nedeni tam bilinmemekle birlikte koku epitelinde hasarlanmadan söz eden teoriler ileri sürülmektedir. Çünkü üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu virüslerle olmaktadır ve virüsler sinir dokuyu tutarak koku siniri hasarına yol açabilirler. Hastalardan alınan biyopsiler (koku bölgesinden) koku alıcılarının azaldığını ya da tam olarak kaybolduğunu göstermiştir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası olfaktör yetenek kaybı olan kişiler genellikle sağlıklı, 40-60 yaşlarında ve yüzde 70-80 oranında kadındır. Bayanlardaki bu yatkınlığın sebebi açık değildir. Bu hastaların nazal endoskopiyi de içeren baş boyun muayenesinde genellikle muayeneleri doğaldır. Genel olarak Tomografi bulguları da normaldir, koku testlerinde azalma ya da tam kayıplı olarak değerlendirilirler.

Travma: Büyük ya da küçük kafa travması geçirmiş erişkinlerin yaklaşık yüzde 5 ila yüzde 10'unda koku alma kaybı meydana gelmektedir. Diğer taraftan, çocuklarda bu oran yalnızca yüzde 1'dir. Kaybın derecesi, genellikle kafa travmasının şiddetinde bağlı olsa da küçük kafa travmalarında bile total kayıp meydana gelebilmektedir. Kaybın derecesi travmanın bölgesine de bağlıdır. Alın bölgesine darbeler en sık olfaktör kayıp nedeni olmakla birlikte, kafanın arka kısmına olan darbeler beş kat daha fazla oranda total kayba yol açarlar. Kafa travması sonrası koku alma yeteneği kaybı, genellikle genç erişkinlerde yüzde 60 oranında erkeklerde görülür. Bu belki de bu grubun kafa travmasına daha çok maruz kalmasındandır. Koku kaybı, genellikle travmadan sonraki saatler ya da günler içinde başlar. Travmatik kayıpların 1/3 ü iyileşmektedir. Ancak travma sonrası bilinç kaybı 24 saati geçmişse olguların yüzde 90'ında kalıcı kayıp gelişmektedir. yüzde 75 olguda iyileşme ilk üç ayda görülür. İlk on haftada çok hızlı görünen iyileşme sonra yavaşlar ve hiçbir zaman önceki halini alamaz. Ancak aylar sonra başlangıç gösteren hastalar da mevcuttur. Hastalarda fizik muayene ve Tomografi tetkikinde travmaya uğramış bölge saptanabilir. Bazı spesifik vakalarda koku kaybı, anatomik böyle bir deformiteye bağlanabilir.

Zehirler: Bazıları geçici, bazıları kalıcı olarak koku epitelinde toksik etki oluşturan çevresel ve endüstriyel kimyasallar bilinmektedir. Koku epitelinde hasarın derecesi ajanla maruziyet süresine, miktarına ve ajanın toksisite derecesine bağlıdır. Çok sigara içimi de olfaktör kayba yol açabilir.

Yaş: Yaşamın 60’lı yıllarında erkeklerde kadınlara oranla daha hızlı olmak üzere koku tanımlama yeteneğinde kayıp başlamaktadır. Koku yeteneğindeki bu azalmanın sürpriz olmadığını gösteren patolojik çalışmalar bulunmaktadır. 25 yaşından 95 yaşma kadar koku epitelindeki bazı özel alıcılarda belirgin azalma saptanmıştır. Bunamayla ilişkili olan Parkinson Hastalığı ve Alzheimer Hastalığında koku alma yeteneğinde erken azalma meydana gelir. Klinik gözlemler kadınlarda adet dönemlerinde burun kanamalarının arttığı ve koku alma hassasiyetlerinin yükseldiğini göstermiştir. Gebelikte ise koku alma hassasiyeti ilk iki ayda yükselir sonra normale döner. Hormonal değişiklikler burun salgısını değiştirerek koku alma üzerine etki ederler. Exaltolide adı verilen sentetik bir madde kadın ve erkek tarafından farklı şekilde algılanmaktadır. Testosteron koku alma hissini arttırmaktadır. Bu nedenle tedavi için düşünülmüş ancak beklenen sonuçlar alınamamıştır.

Genetik: Hastaların küçük bir grubunda hiçbir zaman, hiçbir koku yeteneği olmamış hastalardır. Bu hastalar koku duyusunu bilmezler ve genellikle bundan mutsuzluk duymazlar. Konjenital durum sıklıkla tek basınadır. Bununla birlikte bazen diğer anamolilerle birlikte olabilir. Konjenital durumun nedeni tam bilinmemektedir.
Koku alma bozukluğunun diğer az görülen nedenleri arasında habis tümörler ve psikiatrik hastalıklar yer alır. Psikiyatrik hastalarda genellikle kokuyu ters algılama (parosmi) veya olmayan kokuyu algılama (fantosmi) görülmektedir. Psikozlarda, depressif hastalıklarda, konfizyonel durumlarda koku yakınmaları olabilir. Şizofreni, depresyon, histeri gibi hastalıklarda koku alma bozuklukları görülebilir.

Tanı
Tanı için en önemli basamak hastanın şikayetlerinin öyküsüdür. Problemi araştırmadan önce hastanın, kokusunu hatırladığı, bilinen beş on nesneye karşı duyu kaybı öncesinde algıladığı koku duyusunu tanımlaması yararlı olabilir. Bu, koku kayıbı öncesindeki koku fonksiyonunun düzeyini göstermede yardımcı olur. Birçok hasta problemini "tat alamama" şeklinde yansıtır. Hastaların yüzde 80'i tat duyusunu, koku duyusundan gerçek anlamda ayırdedemez. Öykü, diğer taraftan koku kaybının ne kadar süre içinde meydana geldiğini yansıtmalıdır. (Günler, haftalar ya da aylar) Öykü alırken hastanın kafa travması geçirip geçirmediği, üst solunum yolu enfeksiyonu ya da toksinlere maruziyet durumu sorgulanmalıdır. Son olarak hastanın genel sağlık durumuna ve guatr gibi sistemik hastalıklarının olup olmadığına dikkat edilmelidir. Hastada metabolik hastalıklar ya da psikolojik problemlere bağlı da koku bozuklukları olabileceği unutulmamalıdır.

Detaylı ve endoskopik yöntemi de içeren tam KBB muayenesinin ardından eğer şüpheleniliyorsa altta yatan anatomik bozuklukların tayini ve sinüslerin durumunu ortaya koymak için bilgisayarlı tomografi yapılabilir.

Tedavi
Tedavi edilebilir koku alma bozukluklarının çoğu burun tıkanıklıkları sebebiyle oluşanlardır. Daha önceden belirtildiği gibi problem koku bölgesine olan hava akımının azalmasıdır. İlaç tedavisinde burun içi kortizonlu spreyler, antibiyotikler ve antialerjikler kullanılmaktadır. Ayrıca vitamin ve mineralleri de içeren tedaviler denenmiştir. Vitamin A'nın etkili bir tedavi olduğu düşünülür. Çünkü;

1) Epitel onarımı için gereklidir.
2) Beyaz farelerde diyette vitamin A eksikliği halinde anosmi gelişmiştir.
3) Memeli koku epitelinde önemli oranda vitamin A bulunur.

B vitaminleri de koku alamama tedavisinde denenebilir. Şiddetli çinko eksikliğinin nadir ve olması zor bir durum olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte çinko tedavisiyle düzelen hastalara ait hazır raporlar bulunmaktadır. Ayrıca uygunsuz ilaçların kesilmesi ve guatr gibi salgı bezlerine ait hastalıklarında tedavi edilmesi gerekmektedir. ÜSYE sonucu 1 -3 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelir. Ancak kendiliğinden düzelmeyenler için özel bir tedavi yöntemi yoktur
.